-
Kategoriler
ArÅŸivler
Bir Söz
Söz ola kese savaşı, Söz ola kestire başı.
Yeni Web Projem “Takipci.Net” Yayında
(Bu uzun ve bilgi dolu yazıyı okumak istemeyenleri hemen Takipci.Net‘e buradan alalım)
ÇoÄŸu blog yazarı RSS okuyucusundan bazı blogları takip eder, ben de onlardan biriyim, nerde bir hoÅŸuma giden blog görsem RSS butonunu ararım hemen RSS okuyucuma kaydederim. İnternette geçirdiÄŸim sürenin büyük bir bölümünü blog yazıları, teknoloji haberleri ve bilgisayarla ilgili teknik (programlama cart curt…) yazılar okuyarak geçiririm. Her ne kadar 1,5 yıldır blog yazsam da blog camiasını 1 yıl kadar önce keÅŸfettim. Özellikle biliÅŸim (bilgisayar-internet-teknoloji) ağırlıklı blogları takip ederim, ki bunlar yazdığım blog’a ismini verdi:K-B-I-T.
Bu camianın içine girdiğinizde anlıyorsunuz ki uçsuz bucaksız bir derya bu camia. Aradığınız her türlü konu hakkında yazan blogcular mevcut. Herhangi bir konu hakkında yardıma ihtiyacınız oluyor, soruyorsunuz blog sahibine, sizi ister tanısın ister tanımasın hemen yardımcı olmaya çalışıyor, bilmiyorsa araştırıyor, cevap veriyor. Muhtemelen siz bir arama motoru vasıtası ile gelmişsiniz ve bir daha bu siteye uğramayacaksınızdır bile, bunu o da biliyor ama yine de yardım ediyor. Diyelim ki, tekrar bu bloga girmeye yorumlar yazmaya, sorular sormaya devam ettiniz bu sefer de yeni ve köklü dostlar edinmeye başlayabiliyorsunuz.
İnsanlar birbir türlü sitelerde yaptıkları araştırmaları, edindikleri tecrübeleri size sunuyorlar.(Tekrarlayayım ben genellikle bilişim ağırlıklı blogları takip ederim) Sonra farkettim ki, Gazeteler veya haber portalları, bilişim alanında dünyanın gündemini takip etmede çok geri kalıyorlar, gelişmeleri bazen çok geç haber veriyorlar, bazen (haberleri olmuyor) heber vermiyorlar bile. Fakat blog camiası olayları 1.elden izliyor, okuyor ve günü gününe bizlere haber veriyor. Çokdinamik bir yapı var.
Türkiye’de her ne kadar son birkaç yılda geliÅŸme gösterseler bile, bloglar çok az tanınıyorlar ve hak ettiÄŸi yerde deÄŸiller. ODTÜ Elektrik-Elektronik MühendisliÄŸi bölümünde okumama raÄŸmen, çevremde bir tane bile blog yazarı göremedim. Bırakın blog yazarını çoÄŸu kiÅŸi blog ne demek bundan haberdar deÄŸil. Durumun vehametini aslında burada anlıyoruz.
Her fırsat buluÅŸumda çevremdekilere bloglar hakkında, RSS’ler hakkında, web 2.0 hakkında bilgilendirmeye çalışırım. ÇoÄŸu kiÅŸiye google reader’ın iÅŸlevinden ve hayatı ne kadar kolaylaÅŸtırdığından bahsederim. Fakat insanlar bırakın blogları teker teker ziyaret etmeyi, RSS okuyucusuna gelen haberleri bile okumaya üşeniyorlar.
Çoğu zaman RSS okuyucuma gelen haberlerin yarısından fazlası haber niteliği taşımıyor. Biraz insanlar da haklı, bunları ayırmak da zaman alıyor, herkes bugün senin ne yaptığını, ruh halini okumak istemeyebiliyor.
( Dikkat buradan sonrası biraz raklam kokuyor
)
Aklıma bir fikir geldi, dedim ki:
“Bir web sitesi olsun, gündemle ilgili bir sürü güzel haberle dolu blogları Takip etsin, bir süzgeçten geçirsin ve tek bir sayfada yayınlasın. Ama blog sahiplerini maÄŸdur etmesin, insan emeÄŸine en büyük darbeyi vuran kopyala yapıştırdan muzdarip bırakmasın, aksine, fazladan ziyaretçi saÄŸlasın, blogunu tanımayanlara tanıtsın, blog camiası ile blog takip etmeyen insanları barıştırsın, kaynaÅŸtırsın. Herkes kardeÅŸ olsun :-)”
Kısacası Bilişim Dünyasının Takipcisi olsun, Takipci.Net olsun dedim.
Sözün özü bu hikaye, Takipci.Net‘in doÄŸuÅŸ hikayesidir.
Takipci.Net’in Olayı Nedir?
Takipci.Net şöyle işler: RSS okuyucularımızdaki sayıları gittikçe artan (Şuan 100 civarı olan ) blogu takip ediyoruz, beğendiğimiz haberlerle ilgili bir resim ve kısa bir tanıtım yazısı ile bildirim oluşturuyoruz, bu bildirimin altına ise ilgili haberin yayınlandığı blog adresine bir link yerleştiriyoruz, haberi beğenen ziyaretçi detaylarını öğrenmek için linke tıklayarak daha fazlasını ilgili blog sayfasına giderek oradan okumuş oluyor. Aynı zamanda haberler etiketleniyor ve sağ taraftaki menüde bulunan etiket bulutundan istediğiniz etikete tıklayarak ilgili haberlere de ulaşabiliyorsunuz.
Bizim burada dikkat ettiğimiz haberler, birkaç link verilerek ve birkaç kelime yazılarak geçiştirilmiş haberler değil. Blogculuğun ruhu olan, haber üzerine yorum yapılmış ve kafa yorulmuş, haberleri daha çok tercih ediyoruz.
Şaşırtıcı bir biçimde şuana kadar hiçbir yerde duyurulmamasına rağmen ziyaretçi sayımızın günden güne arttığını gördük. Takipci.Net şuan beta aşamasında olup geliştirilmeye devam edecektir.Daha detaylı bilgi almak için website adresimiz www.takipci.net veya Takipci.Net hakkında gelişme ve haberlerin yer aldığı ve yorum yapabileceğiniz blog adresimiz de blog.takipci.net
Eğer siz de blogunuzun Takipci.Net editörleri tarafından takip edilmesini ve bazı haberlerde blogunuza link gönderilmesini istiyorsanız Takipci.Net iletişim sayfasından blog ve besleme(feed) adresinizi verebilirsiniz.
Bir Söz
Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi
Uzun Bir Ara Bitti
Uzun bir süredir yazı yazamadım, internetten uzak kaldım ve blogları sadece takip edebildim. Bu süre içerisinde tabiki wordpress.com’un ulaşımının engellenmesi bence en önemli ve kötü haberdi. Bu hafta Ankara’daki evime döndüm, internetim açılır açılmaz yazılarıma tekrardan devam edeceÄŸim.
İnternete fazla giremesem bile, bu uzun arayı çok da boş geçirmedim. CSS öğrendim. Böylece wordpress temalarında istediğim değişiklikleri yapabiliryorum. Aklımda 20 kadar web projesi var, bunlardan en az 5 tanesi iyi iş yapar diye düşünüyorum. Fakat web programlama bilgimin yetersizliği nedeni ile bu projelerimin çoğunu yakın zamanda hayata geçiremeyeceğim. Elimdeki imkanlarla 3 yeni projeyi bir aksilik olmazsa yayına sokmayı planlıyorum. Bunlardan 2 tanesi birbiriyle iç içe. Diğer site ise çok fazla iddialı olmayan hobi amaçlı bir proje ve birkaç gün içinde deneme yayınlarına başlayacağım. Bu 3 site de wordpress altyapılı olacak.
Şimdilik yazacaklarım bu kadar. Esen kalın.
Yine Pardus, Yine Hayal Kırıklığım
Açık kaynak yazılım, bilgisayar dünyasının ilerlemesini hızlandıran, desteklediğim ve çok faydalı bir kavramdır. Bunun hakkında sayfalarca yazı da yazılmıştır. Benim burada bahsetmek istediğim asıl konu, başlıktan da anlayacağınız gibi, faydaları değil, yaşadığım tecrübe.
Bir Windows kullanıcısı iseniz, rahat ve memnunsunuzdur. Türkiye’de yaşıyorsanız yüzlerce dolar vererek orjinal ürün lisansını da almanıza gerek yok. Zaten tüm iÅŸlemlerinizi Windows’la kolayca halledebilirsiniz. Neden boÅŸ yere daha az desteklenen, sorun çıkardığında sorunuza yanıt verecek kimse olmayan ve sürücülerinizle sürücü sorunları yaÅŸatan bir iÅŸletim sistemi kullanasınız ki? ÇoÄŸu Windows kullanıcısı kolay kolay iÅŸletim sistemini deÄŸiÅŸtirmez. Evet, ben kaşındım.
Son 1 yıldır özgür yazılım tarafına geçmeyi düşünüyorum. İlk olarak Pardus 2007′yi internetten indirip kurmaya çalıştım ve kurulumun ortasında hata verip bilgisayarımdaki tüm dosyaların silinmesine neden oldu. Tamam hata bende olabilir, dedim ve bir süre bulaÅŸmadım. Bu gün tekrar Pardus 2007.2 yi internetten indirip kurmayı denedim, bu sefer hazırlıklıydım tabi, kullanmadığım bir bilgisayara yüklemeye baÅŸladım ve yine kurulum sırasında gelen hata ile karşılaÅŸtım.
Pardus sunucularından .iso uzantılı dosyayı Download Accelerator Programı ile indirip cd’ye yazdım ve kurmaya baÅŸladım. İnternetten indirirken hepsini aynı anda deÄŸil farklı zamanlarda indirdim, DAP ile indirdiÄŸim için bunun bir problem olacağını da zannetmiyorum. Acaba hata bende mi? Bu hatalar acaba sadece beni mi buluyor diye hem meraklandım hem de sinirlendim.
Bence Türkiye’de yapılan iyi ÅŸeylerden biri olan, askeriye dahil tüm kamu kurumlarında kullanımı zorunlu tutulması gereken ve bu yapıldığında çok önemli ölçüde paraları ülkemizde tutacak olan Pardus’u ikinci kez kullanma giriÅŸimiminde baÅŸarısızlıkla sonuçlanması beni üzdü. Hep Pardusun bir umut ışığı olduÄŸundan ve ülkemize yapacağı katkılardan bahsetmiÅŸimdir.
İşte hayal kırıklığımın nedeni bu. Aslında kullanmak istediğim işletim sistemi Ubuntu, fakat çevremde ubuntu kullanan tek bir kişi de mevcut değil. Ubuntuyu kurduktan sonra sorun yaşayabileceğimi zannediyorum, bu nedenle biraz temkinliyim. Fakaaaat bu işin ucunu bırakmayacağım. Ya bu işi yapacam, yada yapacam ![]()
Bir Söz
Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner.
Bir Söz
Hiçbir iğnenin iki sivri ucu yoktur.
İnternet ve Eğitim
Bir önceki yazımda toplumun ve gençlerin interneti bir eğlence mekanı olarak görmesinden bahsetmiştim. Günümüzde gençlerin bilgisayar başında uğraştığı şeyler genelde msn ve oyun. Bilgisayar ve internetin hayatımıza daha fazla girmesi ile bilgiye ulaşma daha da kolaylaştı, bu heryerde yazılır-çizilir, fakat gençlerin bunu algılaması nasıl sağlanır?
Eğitim sistemimizde internet ve bilgisayar düşünülerek yeniden yapılanmaya gidilirse, bir şekilde bu hedefe ulaşılması mümkün. Bildiğim kadarı ile konuların internetten araştırılması gibi ödevler verilmekte, fakat ne yazık ki ödev sitelerine konulan ödevler sayesinde, öğrenciler herhangi bir uğraş göstermeden sadece bu siteler aidat ödeyerek, ödevlerini yapabilmekte.
Benim düşüncem, öğrencilerin internete ulaşımının kolay olduğu yerlerde bazı uygulamalar yapılabilir. Bunlardan birisi; öğretmenlerin, verdiği dersle ilgili bir site açması ve tüm duyuru ve ödevleri buradan yayınlaması. Öğretmen sınav notlarını sınıfta okumayıp öğrencilere ilgili web sayfasını takip etmelerini söylerse, ister istemez öğrenciler ilgili sayfaya girmek zorunda kalacaklar. Öğretmenin verdiği ödev konularını, sınavda çıkacak konuları, sınav notlarını, dersle ilgili ek kaynakları, öğretmen çıkarmışsa dersle ilgili kısa özet yada formülleri öğrencilerin bu şekilde takip etmeleri, internete olan bakış açılarını da değiştirecektir. Öğretmenlerin bu siteyi yapabilmesi için herhangi bir programlama yada tasarım bilgisine sahip olmaları da gerekmiyor. Bu siteleri ücretsiz blog hizmeti veren Wordpress, Blogger, Blogcu gibi web servislerinde çok kolay bir şekilde kurabilirler.
Bir kaç ay önce böyle bir siteye rastlamıştım ama şimdi tekrar bulamadım. Söylediğime yakın olarak şöyle bir site var: ödevler , ders notları gibi.
Bilgisayar=Asosyallik İnternet=Sosyallik
Günümüz çocuklarının hayatına bilgisayar girdikten sonra eskisi gibi dışarda dolaşmalar, oyun oynamalar yerini bilgisayar başında saatlerce oyun oynamaya bıraktı. Hep bilgisayarın, sosyalliği öldürdüğü ve insanları sosyal olmayan tipler haline getirdiği söylenir.
Bu gün kardeşim bilgisayar başında oyun oynarken aklıma geldi; aslında insanı asosyal yapan şey dünya ile bağlantısı olmayan, yani internete bağlı olmayan bilgisayarlar. İnternet öyle bir hal aldı ki, artık sizin gibi düşünen, sizin hobilerinize sahip insanlarla tanışmak için, aynı bölgede yaşamanız veya aynı okula gitmenize gerek kalmadı. Binlerce kilometre uzaklıkta sizinle aynı hobilere sahip insanlarla tanışmak artık çok kolay. Buna da, bazı bilgisayar oyuncularının belli aralıklarla buluşması, blog yazarlarının bir araya gelmesi veya yemek blog yazarlarının piknik yapması gibi çeşitli örnekler verebiliriz.
Yani internet, (kullanabilirsek) artık insanların daha çok insanla tanışabildiği daha sosyal ve etkin bir insan olabildiği ve kendini geliştirebildiği bir mecra haline geldi. Sadece bilgisayar başında oturup kimseyle konuşmayan tiplerin sayısı gün geçtikçe azalıyor.
Ne yazık ki internetin bu yönü Türkiye’de büyük kesim tarafından kavranmış değil. Kendi annemi örnek verecek olursam, internetin hala çocukların oyun oynamak için kafelere gidildiği yer olarak algılamakta ısrar ediyor. İnterneti bir gelir kapısı olarak görmek ve internetle ilgili bir işde çalışmak ona boş geliyor. Onun için bir işte çalışıyorsan kanlı canlı elle tutulur bir şeyler yapmalısın. Tabi bu duruma sebep olan, interneti ve internet kafeleri sadece oyun amaçlı kullanan günümüz gençleri. Buna bir şekilde çözüm bulunması gerekiyor. Bir sonraki yazımda bu konuda kısa bir yorumda bulunacağım.
Yazıyı sık duyduğumuz film repliklerinden biriyle bitirmek istiyorum, internet için de düşünürsek doğru oluyor
“Ya kötü kiÅŸilerin ellerine geçerse! bu dünya için bir yıkım olur!”
Bilgisayar=Asosyallik, İnternet=Sosyallik
Günümüz çocuklarının hayatına bilgisayar girdikten sonra eskisi gibi dışarda dolaşmalar, oyun oynamalar yerini bilgisayar başında saatlerce oyun oynamaya bıraktı. Hep bilgisayarın, sosyalliği öldürdüğü ve insanları sosyal olmayan tipler haline getirdiği söylenir.
Bu gün kardeşim bilgisayar başında oyun oynarken aklıma geldi; aslında insanı asosyal yapan şey dünya ile bağlantısı olmayan, yani internete bağlı olmayan bilgisayarlar. İnternet öyle bir hal aldı ki, artık sizin gibi düşünen, sizin hobilerinize sahip insanlarla tanışmak için, aynı bölgede yaşamanız veya aynı okula gitmenize gerek kalmadı. Binlerce kilometre uzaklıkta sizinle aynı hobilere sahip insanlarla tanışmak artık çok kolay. Buna da, bazı bilgisayar oyuncularının belli aralıklarla buluşması, blog yazarlarının bir araya gelmesi veya yemek blog yazarlarının piknik yapması gibi çeşitli örnekler verebiliriz.
Yani internet, (kullanabilirsek) artık insanların daha çok insanla tanışabildiği daha sosyal ve etkin bir insan olabildiği ve kendini geliştirebildiği bir mecra haline geldi. Sadece bilgisayar başında oturup kimseyle konuşmayan tiplerin sayısı gün geçtikçe azalıyor.
Ne yazık ki internetin bu yönü Türkiye’de büyük kesim tarafından kavranmış değil. Kendi annemi örnek verecek olursam, internetin hala çocukların oyun oynamak için kafelere gidildiği yer olarak algılamakta ısrar ediyor. İnterneti bir gelir kapısı olarak görmek ve internetle ilgili bir işde çalışmak ona boş geliyor. Onun için bir işte çalışıyorsan kanlı canlı elle tutulur bir şeyler yapmalısın. Tabi bu duruma sebep olan, interneti ve internet kafeleri sadece oyun amaçlı kullanan günümüz gençleri. Buna bir şekilde çözüm bulunması gerekiyor. Bir sonraki yazımda bu konuda kısa bir yorumda bulunacağım.
Yazıyı sık duyduğumuz film repliklerinden biriyle bitirmek istiyorum, internet için de düşünürsek doğru oluyor
“Ya kötü kiÅŸilerin ellerine geçerse! bu dünya için bir yıkım olur!”




